Masumiyet Müzesi Kemal'in Füsun'a duyduğu ilginç bağlılık: Limerence nedir?

Orhan Pamuk'un ölümsüz eseri 'Masumiyet Müzesi' dizi uyarlamasıyla ekranlara taşınırken, Kemal karakterinin Füsun'a olan bağlılığı merak konusu oldu. Kimileri Kemal'in Füsun'a olan duygularını saf aşk olarak tanımlasa da modern psikoloji başka bir teşhis koyuyor, 'Limerence' diyor. Peki Kemal’i bir sigara izmaritine bile hayranlık duyacak kadar etkisi altına alan bu Limerance nedir?

Nobel ödüllü yazar Orhan Pamuk'un en önemli eserlerinden biri kabul edilen 'Masumiyet Müzesi', Netfilix tarafından dizi formatına dönüştürüldü.1970'lerin  İstanbul'unu anlatan dizi, zengin bir aileden gelen 'Kemal' ve yoksul akrabası olan 'Füsun'a a duyduğu aşk ve saplantı etrafında şekilleniyor.

Kemal, Füsun'la olan anılarını ve ona ait küçük eşyaları toplamaya başlar. Saç tokaları, sigara izmaritleri gibi günlük nesneleri biriktiren Kemal, bunları yaşadıklarıyla bağlantılı hale getirerek bir koleksiyon oluşturur. Bu koleksiyon zamanla bir Masumiyet Müzesi'ne dönüşür.

LİMERENCE NEDİR?

Kemal'in durumu yoğun, sarsıcı ve her şeyi gölgeleyen bir duygu olan 'limerence' kavramı ile açıklanıyor. Peki, nedir bu limerence kavramı?

Limerence kavramı literatüre ilk kez 1979 yılında Amerikalı Psikolog Dorothy Tennov tarafından dahil edilmiş bir kavramdır.

Bir kişiyi takıntılı biçimde düşünme ve ona dair büyük hayaller kurma, karşı tarafın en ufak ve gerçekte herhangi bir anlam ifade etmeyen hareketlerden büyük anlamlar çıkarma ve bunun yanında mide ağrısı, mide krampları, kalp çarpıntısı, iştahta azalma veya artma gibi fiziksel belirtiler limerence belirtileri arasında yer alıyor

En yalın hali ile bu kavramı bir kişiye karşı olan yoğun duygusal bağlılık, romantik düşünceler ve o kişi tarafından ilgi görme duygusu şeklinde tanımlamak mümkündür.

KARŞILIKSIZ BİR SEVDA DEĞİL TAKINTILI VE YOĞUN BİR TUTKU

Masumiyet Müzesi'nde Kemal'in Füsun'a hisleri, sıradan bir karşılıksız sevda değil, modern psikolojinin 'limerence' dediği, takıntılı ve yoğun bir tutkudur. Kemal için Füsun artık bir insan olmaktan çıkar, zihninde idealize edilmiş bir varlığa dönüşür. Onun her bakışı, her sözü, hatta yokluğu bile Kemal'in dünyasının merkezine yerleşir.

Füsun ortadan kaybolduğunda Kemal'in yaşadığı çöküş de bu yüzden çok derindir. Çünkü o sadece bir insanı kaybetmez, kendi kurduğu hayali dünyayı kaybeder. Yıllarca Füsun'un eşyalarını biriktirmesi, aslında Füsun'u değil, o duygunun hatırasını koruma çabasıdır. Onu görme ihtimali, en küçük bir işaret, bir telefon sesi ya da bir tesadüf ihtimali bile Kemal'de yoğun bir umut ve heyecan uyandırır. Bu, limerence'ın temel özelliklerinden biridir, kişi sevdiği insanın vereceği en küçük karşılığa abartılı anlamlar yükler.

Kemal'in yaşadığı limerence, karşılık bulma umuduyla beslenir, Füsun'un en küçük ilgisi bile onun için büyük bir anlam taşır. Ancak bu umut hiçbir zaman tam bir tatmine ulaşmaz. Aksine, belirsizlik ve erişilemezlik duygusu, tutkuyu daha da derinleştirir. Kemal'in duygusu, Füsun'un gerçek kişiliğinden çok, onun zihninde oluşturduğu imgeye yöneliktir.

Bu yüzden Kemal'in Füsun'a olan aşkı romantik görünse de, içinde yoğun bir takıntı, kontrol arzusu ve geçmişe tutunma vardır. O, Füsun'la bir gelecek kurmaktan çok, Füsun'la yaşadığı geçmişi sonsuzlaştırmak ister. Bu da onu klasik bir aşıktan çok, duygusunun küratörü haline getirir.

BİR YORUM YAPIN 0